23/4/2007
Sizde Laktaz var mı?
sizde Laktaz var mı?(Berkeley üniversitesinin evrim sitesinden çevrilmiştir. Yazıya ve daha fazla bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz
http://evolution.berkeley.edu/evolibrary/news/070401_lactose)
Amerika ve pek çok diğer ülkede "süt" tüketiliyor, ancak bazıları bundan zevk alamıyor.
Yaklaşık olarak Amerikalı'ların %10'u, Afrika'daki tutsi kabilesinin %10'u, İspanyol ve Fransız'ların %50'si ve Çinli'lerin %99'u için büyük bir bardak soğuk süt, mide ağrısı ve diğer hoş olmayan hazım problemleri anlamına geliyor. gerçekte, çoğu erişkin sütteki temel şeker kaynağı olan laktoz'a karşı toleranslı değil ve sindiremiyor. Ancak şimdilerde, atalarımızın durumundan bağımsız olarak, pekçoğumuz mtlu bir şekilde şişeden veya memeden süt içebiliyoruz. Öyle ise bu süre zarfında ne oldu? Neden bebeklerin çoğu sütten zevk alırken, yetişkinlerin büyük kısmı kaçınıyor? Laktoz, moleküler makas gibi hareket eden Laktaz proteini tarafından ikiye bölünmektedir. Süt içebilen bir erişkinin Laktaz üretimin yapan genleri, aynı bebeklerde olduğu gibi , işlevseldir. Laktozu tolore edebilen erişkinlerde bu genler çalışır durumda olduğu için dondruma yemenin zevkini yaşayabilmektedir. Laktoz'a karşı toleranslı olmayan erişkinlerde ise bu genler sütten kesildikten sonra işlevsiz hale gelmiş adeta kapanmıştır. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, Süt mamüllerini seven Avrupalı'ların taş devrindeki atalarının sütü hiç hazmedemiyor olabilecekleri sonucunu işaret etmektedir. Peki nasıl oldu da, süte bulanmış bıyıklardan şikayetçi duruma geldiler? Yanıt evrimsel bir öyküdür ve bizi Alplerin süt sağan bayanlarından alıp Afrika'nın Maasai sığır çobanlarına kadar götürmektedir.


Dünyada laktoza karşı toleransın yayınlığı ve süt ürünlerine olan bağımlılık farklılıklar göstermektedir.
Evrim Nerede?
Laktaz genini sürekli açık tutan mutasyon modern Avrupalılar arasında sıklıkla rastlanmakla birlikte ataları için bu geçerli değildir. Mart 2007'de Alman ve İngiliz araştırmacılarının yer aldığı bir çalışma grubu 7000 yıllık insan fosillerinin DNA'ları üzerinde yaptıkları bir araştırmada, sözkonusu mutasyona rastlamadıklarını anons etmişlerdir. Araştırmacılar Neolitik döneme ait 8 fosil ve Mesolitik döneme ait bir fosilin DNA'larını elde edebilmiş ve bu dokuz fosilde de sözü edilen mutasyona rastlamamışlardır. Sonuçlar, MÖ 5000 yıllarında Avrupalı erişkinlerin sütü sindiremediklerini ve süt sindiriminin bu dönemlerden daha sonra ortaya çıktığını göstermektedir.
Günümüzde, sütü hazmedebilmek, bir yetişin için açık bir avantaj iken, bu durumun geçmişte geçerli olmadığı ortaya çıkmaktadır. Laktoz toleransı, evcilleştirilmiş hayvanlardan süt elde edilebildiği ortamlarda bir avantajdır.İnsan genetiği, evicl hayvan genetiği ve arkolaojik buluntulardan elde edilen kanıtlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrikalı toplumların, süt veren hayvanları 7500 ila 9000 yıl önce evcilleştirdiklerini, ve nu hayvanların daha sonra Avrupa'ya getrildiklerine işaret etmektedir. Bu ineklerle birlikte yaşanılan çevrede, sütü direkt olarak içebilmek (indirgenmiş laktoza sahip peynir halie getirme işleminden geçirmeden) ek besin kaynağı olması ve kuraklık döneminde su ihtiyacını giderebilmesi açısından açık bir avantajdır. Laktoz toleransı mutasyonu (diğer tüm mutasyonlar gibi) rasgele bir şekilde ortaya çıkmakla birlikte, bu toplumlarda ayırdedici bi avantaj sağlamaktadır. Doğal seçilim süreci, süt ürünlerine bağlı Avrupa toplumlarında laktoz toleranslı mutaysona açık bir avantaj sağlamıştır. Binlerce yıl sonra, bu mutasyonun başarısının etkilerinin dolaylı kanıtlarını Avrupa mutvağında görmekteyiz: Ağız sulandırıcı Fransız peynirleri, İsveç sütlü çikolatası, ve İtalyan kremsi dondurmaları.
İlginçtir ki, değişik kıtalarda yaşasalar da, süt ürünleri üretimine geçen toplumlarda benzer gelişmeler veya benzer evrimsel rotaları izlemişlerdir. Son zamanlarda ele geçen kanıtlar büyük baş hayvanların evcilleştirilmesi Afrika dahil, dünyanın pek çok yerinde birbirlerinden bağımsız olarak başlamıştır. Afrikalı toplumlar sığır çobanlığına başladıklarında, laktoz toleransı bir avantaj haline dönüşmüştür. Böylece, Afrika dahil, laktoz toleransı mutasyonunun yayılması için gerekli ortam sağlanmış oldu. Ocak 2007'de, genetikçi Sarah Tishkoff tarafından liderlik yapılan bir araştırma takımı, Afrikalı'lardaki laktos toleransının genetik köklerini bulduklarını ilan etmişlerdir. Avrupa'da olduğu gibi, bu kıtada, mutasyonlar (bu durum için, muhtemelen 3 farklı yerde) rastgele başlamıştır. Bu değişiklik laktaz geninin açık kalmasına neden olmuştur. Aynı Avrupa'da olduğu gibi, bu mutasyonlar doğal seçilim süreci tarafından desteklenmiş ve süt ürünü ile beslenen toplumlarda hızla yayılmıştır.

Maasai savaşçısı DNA örneği için kan bağışlarken.
Bu tür yan soruların yanıtları ne olursa olsun, laktoz toleransının kökleri ile ilgili araştırmalar, insan verimi tarihinin bazı etkileyici özelliklerini gün ışığına çıkarmıştır. Belki de en ilgi çekici olan, Afrikalı ve Avrupalı toplumların, yakınsak bir evrim geçirmeleridir. Birbirinden farklı toplumlar, büyükbaş hayvan evcilleştirmesine bağlı olarak, aynı kültürsel gelişimi yaşadıklarında benzer evrimsel süreçlerden geçmektedirler. Derimizin rengi veya coğrafyasından bağımsız olarak- taş çağının Avrupalıları, Isveç süt sağıcıları, Maasai savaşçıları veya modern avcı toplayıcıları- hangi topluluğu araştırısak araştıralım, evrimin oyununu her toplum için aynı kurallarla oynadığı sonucuna varıyoruz.
Nasıl bilebiliyoruz?
Sarah Tishkoff'un ekibi Afrikadaki laktoz toleransı mutasyonunu nasıl ortaya çıkardı ve bunun bir avantaj olduğunu nasıl gösterdi. Ekip, mutasyonları tanımlamak için Afrikalı katılımcılardan DNA örneği toplayıp aynı katılımcılara laktoz toleransı testi yaptı. Laktoz toleransına sahip kişilerde her zaman bulunan ama bu toleransa sahip olmayanlarda rastlanmayan mutasyonları araştırdılar. Ulaştıkları aday mutasyonların gerçekten laktoz toleransına sahip olup olnadığını ikinci kere kontrol etmek için, bu mutasyonların laktaz genini işlevsel tuttuklarını göstermeye yardımcı olacak Petri-dish tipi deneyler yaptılar.
Mutasyonun avantajlı olduğunu göstermek için ekip, genetikçilerin "selective sweep" (Seçici yayılma) - avantajlı mutasyon hızlı bir şekilde bireylere yayılırken, DNA diziliminde kendisine yakın ve avantaj teşkil etmeyen genlerin de yayılması süreci - adlandırdıkları durumun varlığını araştırdı. Selective sweep'in nasıl çalıştığını anlamak için varsayımsal bir örneği inceleyelim. 4. Kromozomda avantajlı yeni bir mutasyonun olduğunu kabul edelim. Bu mutasyonun hemen yakınında kalın kaşların olmasını sağlayan bir gen ve siyah şaçların olmasını sağlayan başka bir gen olsun. Genetik terminolojide mutasyon ve bu genlere linked-bağımlı denir. Bu yeni mutasyon o kadar avantajlıdır ki, pek çok yeni nesil vermiştir ve bu yeni nesilin büyük bir kısmında mutasyona bağlı genler de mevcuttur. Doğal seçilim bu mutasyonun populasyon içinde yayılmasına sebep olurken, diğer ilişkili genlerin de yayılmasına neden olur. Bu normalde avantaj sağlamayan ama mutasyon ile bağımlı genler, otostopçu gibi mutasyon ayıldıkça bir bireyden diğerine yayılırlar ve böylece, populasyonun büyük bir kısmı - bu genler avantaj teşkil etmeseler bile- kalın kaşlara ve siyah saçlara sahip olurlar. Elbette, zaman içinde mutasyon ile yakın genler arasındaki bağlantı kopma eğiliminde olacaktır ama mutasyonun yayılma hızı çok fazla olursa, bu bağlantı kopmaya pek fırsat bulamayacaktır. Ne kadar hızlı yayılma olursa, bağlantının kopma olasılığı o kadar az, ne kadar yavaş yayılma olursa, bağlantının kopma olasılığı o kadar fazla olur.
Tishkoff'un ekibi ellerindeki DNA örneklerindeki laktoz toleransı mutasyonun yakınlarındaki genleri izleyerek bu genlerin avantaj sağlayan mutasyon ile ne kadar hızlı yayıldığını incelemişlerdir. Şaşırtıcı olarak, kromozomun oldukça büyük bir bölümünün bu ayrılma sürecinden etkilenmediğini görmüşlerdir. Bu çalışmalar ışığında, Tishkoff'un ekibi, Afrikada en başarılı laktoz toleransı mutasyonlarının son 7000 yıl içinde gerçekleştiğini ve süt tüketen topluluklarda hızla yayıldığını tahmin etmektedir.
Kategori: (Guncel Yazilar) :: Yorum yaz!
:: Arkadaşına Gönder!
Yazan:
| banu | Konu: teşekkürler | Tarih: 2008-04-15 02:16:55
bu siteye bugün rastladım.uzun süredir bilimsel ve benim için tatminkar olacak bir site arıyordum ve buraya rastladım.ulaşılabilir olan bir çok yayın ingilizce olduğu için onlardan faydalanabilmem mümkün olmuyordu.site için çok çok teşekkürler.umarım devamı olur.
Bağlantı:: ::
Yazan:
| Eren | Konu: Teşekkürler | Tarih: 2007-09-10 23:38:16
Yaratılışçılar burayı keşfedip saldırgan yazılar yazmamışlar henüz. Genelde bilimsel yazıları okumak istemiyorlar. Size benim de yapmayı istediğim şekilde bilimsel dergileri türkçeye çevirerek türk halkını bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim. Adnan oktar "Türkiye tüm avrupa ülkeleri ve amerikaya göre en az evrime inanan ülke, ve bu bizim başarımız" dedi. Bu söylediğine katılıyorum. Ancak evrim nature veya science gibi en yüksek katsayılı bilimsel degilerde her hafta üzerinde makaleler çıkan, milyonlarca genetik vs kanıtlarla doğrulanan bir gerçek olmasına rağmen, sizinki gibi yeterince Türkçe sayfa olmadığı ve bilimin ne demek olduğu tam anlaşılmadığından, malesef Türkiye'de bilimsel değil zannediliyor, ve yine bilimsel terimiyle " yaratılış hikayesi memleri" yayılıyor, evrimleşiyor ve güçleniyor.
Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir, fendir, aksini düşünmek gaflet celalet ve hatta hıyanettir.
Saygılarımla
Bağlantı:: ::